I. Justinianos
Hikayeler

Sultanahmet Meydanı’nda Binlerce İnsanın Çığlık Sesleri: Nika Ayaklanması

3 Şubat 2018

Aman başlık sizi korkutmasın. Çünkü yakın zamanda yaşanan bir olayı anlatmayacağım sizlere. Bu olay bundan yaklaşık 1500 sene öncesinde yaşanmış.

Bilmiyorum biliyor musunuz? Bugün Sultanahmet Meydanı dediğimiz yerde vakti zamanında yaklaşık 35 bin kişilik dev bir hipodrom varmış. O zamanlar futbol, basketbol falan yok tabi. İnsanlar bu hipodromda düzenlenen at yarışlarını veya gladyatör dövüşlerini izlermiş. Bu müsabakaları izleyen halk zamanla aralarında çeşitli taraftar gruplarına bölünmüş ve kendilerini Maviler, Yeşiller, Beyazlar ve Kırmızılar olarak adlandırmışlar.

Gel zaman git zaman Beyazlar ve Kırmızılar güçten düşmüş ve diğer takımlara dahil olmuş. Böylece şehir halkı Maviler ve Yeşiller olmak üzere ikiye bölünmüş. Hal böyle olunca müsabakalardaki rekabet had safhaya ulaşmış.

Bu iki grup arasındaki rekabet, ara sıra hipodromun dışına çıkıp sokak çatışmalarına neden olsa da bu çatışmalar endişelere sebebiyet verecek duruma ulaşmamış hiç. Ta ki İmparator I. Justinianos’un baskıları halkı canından bezdirene kadar.

O sıralarda devletin durumu pek iç açıcı değilmiş. I. Justinianos tahta geçtiği vakit ilk olarak zayıflayan merkezi otoriteyi ve devletin hazinesini güçlendirmek istemiş. Bu doğrultuda halktan topladığı vergileri arttırmış ve güç odağı haline gelen Maviler ve Yeşiller ile uğraşmış. En nihayetinde ise halkın tepkisini çekerek ayaklanmasına sebep olmuş.

13 Ocak 532 senesinde yine bir yarış müsabakasını izlemek için hipodromda toplanan halk bir süre sonra “Nika” diye bağırarak ayaklanmaya başlamış. Müsabakaları hipodromdaki locasından izleyen imparator öfkeli halkın tepkisine maruz kalınca çareyi sarayına kaçmakta bulmuş. Bunun üzerine halk hipodromdan sokaklara dökülmüş ve önüne gelen herşeyi yakıp yıkıp yağmalamış.

Olaylar o kadar büyümuş ki İmparator isyancıların isyanı sonlandırması halinde kimsenin cezalandırılmayacağına dair açıklama yapmak zorunda kalmış fakat gel gelelim yinede isyancıları ikna edememiş. Çünkü isyancılar kendi dümen suyundan gidecek bir imparator istiyormuş. Bu yüzden I. Anastasius’un yeğeni Hipatius’u hipodroma getirerek imparator sıfatı ile ona biat etmişler.

Tüm bu yaşananlardan sonra İmparator Justinianos şehirden kaçmaya karar vermiş. Bunun için bir gemi hazırlatmış ve içini altınlarla ve güvendiği muhafızlar ile doldurtmuş. Tam kaçmaya hazırlandığı sırada hiç beklemediği bir engele takılmış. İmparatorun o vakte kadar suskunluğunu koruyan eşi Teodora kaçmayı reddetmiş ve isyanın gidişatını değiştiren şu konuşmayı yapmış:

Belki kadınların erkekler önünde konuşması ve korkaklara cesaret vermesi doğru değildir. Fakat tehlike altında herkes elinden geleni yapmalıdır. Yıllarca başında imparatorluk tacını taşıyan biri, o tacı kaybederken canını da kaybetmelidir. Nasıl olsa dünyaya gelen her kişi ölecektir. Ey İmparator! Kaçarak kurtulmak istiyorsan bunda bir zorluk yoktur; hazinen var, gemilerin seni bekliyor ama saraydan ayrıldığında yaşamının anlamını da yitirmiş olacaksın. Ben her zaman Tanrı’ya dua etmişimdir. Üzerindeki erguvan renkli imparatorluk pelerinini aldığında canımı da alsın. Merak etme! Senin de giydiğin pelerin, gerektiğinde muhteşem bir kefen olur. Şimdi gidebilirsin ama yanında ben olmayacağım.

Bu etkini konuşma, imparatoru kaçma fikrinden caydırmış ve eldeki tüm askeri imkanlar ile isyanı kanla bastırma kararı almış. Gemileri yakan imparator, kendisine sadık kalan birliklerine isyancılara saldırma emri vermiş. 19 Ocak 532 tarihinde harekete geçen birlikler, isyancıları hipodroma sürmeyi başarmış. Bundan sonra hipodromun kapıları kapanmış ve bugün Sultanahmet Meydanı dediğimiz yerde tam bir kıyım başlamış.

Daha önceden hipodromun üst taraflarına mevzilenen okçular, hipodromdaki isyancılara ok yağdırırken, mızraklı askerlerde kapıları tutarak isyancıların dışarı çıkmasını engellemiş. Akşama kadar çığlık çığlığa olan bütün isyancılar katledilmiş. İsyan bastırılmasına bastırılmış fakat geriye neredeyse şehir halkının onda birini oluşturan 30-35 bin ceset ve harabeye dönmüş bir İstanbul kalmış.

Yorum yok

    Yorum yap